Genişletilmiş Demokrasi

Değerli dostum Mehmet Kızılkaya ile, bir kaç yıl önce, “Piknik Satrancı” kuramı üstüne düşünüyorduk. Bir kaç noktada, satranç konusu dışına çıkmamız zorunlu olmuştu; bu noktalardan biri de “demokrasi” kavramı idi. Piknik demokratik bir oyun. İyi ama, demokrasi dediğimiz şey de ne? Seçim sistemi mi? Eşitlik mi? Düşünce özgürlüğü mü? İnsan hakları mı, adalet mi, yoksa bunların hepsi ve daha fazlası mı?

fft99_mf5602880

Günümüzde, “demokrasi” olarak anılan ülkelerin hemen hepsi “temsili demokrasi”yi kullanıyor. Vatandaşlar gidip oy kullanarak, belirli bir süre boyunca, kendileri adına karar verecek temsilcilerini seçiyorlar. Oysa temsili demokrasi, demokrasi değil. Partiler milletvekili aday listelerini belirler, seçmen de aralarından kendine en yakın olana oy verir ve buna göre bir parlamento oluşur; o parlamentodan da bir iktidar çıkar.

Seçmen olarak, adayı ben belirlemiyorum, parti üyesi değilim, yalnızca bir kaç yılda bir gidip -o da içimden gelirse- oy kullanıyorum. Sonrasında, vatandaş olarak yönetimde en ufak söz hakkım yok. Buna demokrasi denmez. O zaman, günümüzde demokrasi nasıl olmalı?

Seçim Sistemi:

Bir kaç yıla varan bir süre için temsil hakkını başkasına devretmek, günümüzde geçerliliğini yitirmiş olmalı. İnternet’in herkesin cebine girmiş olduğu bir çağda, artık benim istek ve çıkarlarımı gözetmediğini düşündüğüm bir parti veya onun bazı vekillerine bir kaç yıl daha katlanmak zorunda olmamalıyım. Üstelik, sadece belirli bir çoğunluğa sahip olduğu için iktidarda olanlar, orada beni temsil etmek üzere bulunduklarını unutmamalı ve kişisel hırslarıyla, sorumsuzca hareket edememeli. Ayrıca, benim yaşadığım bölgeye, örneğin bir nükleer santral yapılacak olması bana zarar verecektir ancak ülkenin genel çıkarları açısından bu durum gerekli de olabilir. Bu kararları kim ve nasıl verecek? Bireyler, bölgeler ve ülkenin bütünü içindeki çıkar dengesi nasıl sağlanacak? Bunun için, gününü doldurmuş bir sistemden daha fazlasına ihtiyacımız var.

Seçimler, aslında partiler değil, yaşadığımız bölgedeki milletvekilleri üstünden olur. Bir parti, o bölgeden çıkardığı milletvekillerini meclise gönderir. Mecliste çoğunluğu bulan iktidar olur. Buraya kadar tamam. Önce, vekalet ve seçim sistemi bir takvime bağlanmaktan çıkarılıp, sürekli işleyen bir süreç olsun. Bir kaç yılda bir değil, her an çalışsın. İşini yapmayan, kötü yapan, suistimal eden ya da basitçe işime gelmeyen vekili yenisiyle değiştirebileyim. Buna bağlı olarak, mecliste çoğunluğu yitiren bir iktidar da o an düşürülebilsin ve o iktidar da her an gidebileceğinin bilinç ve sorumluluğunu üstüne alıp, düzgün işler yapmaya gayret göstersin. Bunun uygulanabilir bir yanı var mı? Şu anda kullandığımız kavramlar ve kurumlarla yok. Eksik kalan bir kavramı (kurumu) eklediğimiz zaman ise, pekala mümkün. İşimin gücümün arasında her gün bir de siyasi hareketleri, yasa önerilerini izleyemem ve oy kullanamam. Oy kullanmak istesem bile, örnekten devamla, nükleer santrallerin nasıl işlediğini, olumlu ve olumsuz yanlarını kavrayabilecek kadar fizik ve ekoloji bilmek zorunda da değilim. Bu da bizi “vatandaş sendikaları” kavramına götürüyor. 

Temsil ve Denetim Mekanizması

Gelişmiş demokrasi modelinde, her seçmen doğrudan oy kullanmak zorunda değildir. Günümüzdeki, kuvvetler ayrılığı uygulayan demokrasilerde, denetim görevini yargının yanı sıra, bir ölçüde basın ve sivil toplum kuruluşları da yerine getirir. Ancak, son ikisinin herhangi bir yaptırım gücü yoktur. Bana öyle bir şey lazım ki: Hem günlük işimden, kahvede kağıt oynamaktan beni alıkoymasın hem de başım sıkıştığında benim haklarımı savunabilsin. Bu şeye “vatandaş sendikası” (VS, “ve saire” diye de okuyabilirsiniz.) diyorum. VS ne işe yarayacak? Ben zaten dört yılda bir oy atmaya bile üşenen vatandaşım ama işime gelmeyen, canımı sıkan bir olay olduğunda ya da olacağında, şikayet edecek bir kapı aramak da istiyorum ve o kapının “kadıyı kadıya şikayet etme kapısı” olmamasını da istiyorum. O kapının, benim adıma, istediğim anda, meclisteki vekiller ve partiler üstünde baskı kurabilmesini, gerektiğinde de o vekilleri -ve dolayıyla- yönetimi değiştirebilmesini de istiyorum. Bir VS’nin artık beni temsil etmediğini düşündüğüm anda, başka bir VS’ye geçebilmek ya da hiç bir VS’ye katılmamak özgürlüğümü de istiyorum.

Buna göre, bir vatandaş, yasal olarak oy verebilir duruma eriştiğinde, oyunu bir partiye değil, bir VS’ye verir. Zaten o anda iş başında bir yönetim vardır. VS de, topladığı oy gücüyle orantılı olarak, tüm siyasi partilerle benim adıma görüşür, isteklerimi aktarır, yanıtları alır ve ona göre oyunu kullanır. Örneğin birey, nükleer santrallere karşı olabilir ama genel ekonomik ve siyasi durumdan memnundur. Bu durumda VS’yle konuşur ve durumu anlatır. VS geneli onu desteklemiyorsa, kendini savunacak başka bir VS bulur ve onun harekete geçmesini sağlar. Böylece yönetim üstünde baskı kurulur ve nükleer santral tasarısı geri çekilir ve herkes işine döner.
Siyasi partiler, ekonomik ve siyasi programlarını VS’ler ile paylaşırlar ve buna göre oy talep ederler. VS’ler de, oy verme karşılığında, sürekli olarak üyelerinin çıkarlarını korur. Bu çıkarlar tüm ülke geleceğini bağlayabileceği gibi, bölgesel ve hatta kişisel çıkarlar bile olabilir. Böylece azınlıklar da çoğunluklara karşı korunmuş olur.

Genişletilmiş demokrasi, mahalle köy ve hatta kişi bazında özelleşmiş bir yönetim modeli öngörür. Birey evini nasıl istediği gibi döşeyebiliyorsa, yaşadığı yer hakkında da söz önceliğine sahiptir. Nükleer örnekten devamla, herkes “bize yapılmasın ama ülkeye bu lazım.” diyorsa, hiç bir yere nükleer santral kurulmaz ve sorun çözülür. Ancak bir bölge de çıkıp “gelin, bizde bu santrali kurun. Bize iş kapısı açacaktır” da diyebilir ve bu fikri ülke genelinde kabul ettirebilir.

 

“Genişletilmiş Demokrasi” yazımı, Mehmet’in Ece Ayhan’dan alıntısıyla bitiriyorum:

“Oyunumuz demokratiktir abiler!”

Can İnce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumnlarınızı gerçek isminizle yazmanızı rica ederiz. Takma isimle yazılan yorumları üzülerek reddediyoruz.