İlk Piknik – Piknik Satrancı’nın Doğuşu

Güzel bir tatil günüydü. Pırıl pırıl bir güneşin sıcaklığı ve ağaçların doğayla kucaklaşmaya çağrısıyla, Seğmenler neşeli insanlarla dolup taşmıştı. Geçmişteki hatalarımızı konuşarak geçirdiğimiz on beş dakikalık kısa bir yürüyüşün ardından, Cumali sıkıldığından ya da geçmişi şimdiye taşımayı sevmediğinden, Erkin Karaokçu, Özgün Yalçın ve Bekircan Bedir’le buluşmayı önerdi. Kabul ettim. Arabayla gidip gençleri Kızılay’dan aldık ve Seğmenlere geri döndük.

Özgün ve Erkin arabada körleme bir parti oynadıklarında, canım çekmişti. Cumali ve Bekircan bir şeyler almak için büfeye gittiklerinde üçlü oynamayı teklif ettim. On hamle kadar yapmıştık ki Cumali ve Bekircan geldiler. Atıştırmalıklarımızı ve içeceklerimizi alıp, kendimize çimenlerin üzerinde bir yer bulduk. Durumu onlara dizip devam etmek yerine, oyunu anlatıp yeniden başlamaya karar verdik. Bir daire oluşturduk. Sırayla herkes bir hamle yapıyordu. Tek sayıda olduğumuz için hepimiz hem beyaz, hem de siyah tarafına geçiyorduk. Konuşarak konumu daha iyi, daha güzel hale getirmeye çalışıyorduk, ama bu analiz değildi, her hamleye son tahlilde sadece bir kişi karar veriyordu. Herkes öylesine zevk alıyordu ki, içimizde ortak bir şarkı dolaşıyor gibiydi. ‘Hamle’yi ritüelleştirmek için belki de hava soğumaya başladığından, hamle sırası gelenin oturmasını, diğerlerininse onun etrafında ayakta durmasını önerdim. Bu ritüel herkes tarafından benimsendi ve bir süre sonra dansa dönüştü. Oyun sırasında sadece iki kötü hamle yapıldı. Hamleyi yapan kişilere öfke duyulmadı. Sadece onlarla hamle sonrası şaka yollu dalga geçildi, ama ardından konum hep bir elden düzeltilmeye çalışıldı. İçeceklerin ve atıştırmalıkların tükendiği eşite yakın belirsiz bir oyun sonu konumunda beraberliğe oy birliğiyle karar verildi. Herkes yeniden oynamak istiyordu. Bir ay sonra oyunu tekrarlamak üzere anlaştık ve dağıldık.
Eve geldiğimde saat 12’yi geçiyordu, ancak Can İnce’yle daha uzun yaşamaya karar verdiğimizden 2’den önce uyumuyor, çoklukla sabahlıyorduk. En etkili merhemi, daha fazla acıyla yüzleşeceğimizi bilsek de, sürmekten azar azar vazgeçiyorduk. Heyecanımız büyüktü. El attığımız her konuyu sallıyor, değiştiriyorduk. Derdimiz, kameranın kaydı bittiğinde filmin yanmamasını sağlamak için bir yöntem bulmaktı. Satranç bağlamında sorgulamalarımız da öze yönelikti. Can buna formasyon adını vermişti. Kazanma ve kaybetme düzleminden çıkıp, amacımızı formasyonu daha iyi anlamak olarak belirlemiştik. İtalyan açılışının aksine, İspanyol açılışında beyazın filini a2-g8 çaprazına gelmek için iki tempo kaybetmesi kafamızı kurcalıyordu. O günse e5’teki piyonun g7’deki filin önünü kapamasını formasyona aykırı bulan Can, Şahhint’i listeden çıkarıp, Grunfeld’e bakmamızı önerdi, bense ona piknikten bahsettim. Bir kişinin aynı anda hem beyaz, hem siyahla oynaması, kazanma ve kaybetmeyi çöpe atıp, pozisyonu güzelleştirmek için oynamak onun da hemen ilgisini çekti. O geceyi oyunu daha iyi anlamak için canlandırma partiler yaparak geçirdik. Heyecanımız büyüktü, her oyunda önümüzde yeni bir pencere açılıyor oda giderek daha fazla aydınlanıyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumnlarınızı gerçek isminizle yazmanızı rica ederiz. Takma isimle yazılan yorumları üzülerek reddediyoruz.